<$BlogItemTitle$*SİMURG ÜZERİNElass="text"><$BlogItemBody$>

Şiire evet olumluyor hayatın kendisini bu ifadem. Baharda müsbeti çoğaltarak aşkın kandilini yakmak... Sonra dönüpte yağmurlarla sırılsıklam başını öne eğip gözlerinin dervişiyim diyerek, fısıldayabilmek.
Uzun soluklar, belki evrenin ilk ılık nefesi gerek. Katı mekanın gerçekliğini zamanın sislerini dağıtan, sözü karşılamak ona merhabalar demek için :
Günaydın bana geri gelen şiir
Bana geri gelen anıt
Bana geri gelen kalbim
Bana geri gelen kalbimin ay ışığı (1)
Kalbimiz harflerle. Önce söz vardı sonra da söz olacaktır. Kaosların sözle yıkanması evreni ve içindekileri varkılmamış ki.
Seni bir kere tanıdıktan sonra
Yaşamak acısını da tanıdım
Bu acıyı beraber tadalım mâra (2)
Hayat, varlık, değerler, semboller, imlerin dünyası, pandoranın kutusu ne çıkacak acaba bu defasında! Kendinin farkına varan insan nasıl seslenecek, siteyi nasıl kuracak. Taş taş üstüne konularak yapılan erdemin şan neyle inşa edilecek.
Söz şairindir,
"
ve geceyi çizen şiir dağılmakta
bak! işte şair
ellerin dolu (n) ay
gibi düşüyor, aşkla
söz kuşlarının üstüne
bolüne devrile" (Sh. 43) Kuş imleri İsmail Karakurt'ta Simurg'a dönüşüyor. Rivayete göre Kaf dağında yaşadığı varsayılan uzun boylu, tüyleri renkli, yüzü insan yüzüne benzeyen, çok yükseklerde uçan, yere konmayan, adı var kendi yok bir kuş. Otuz kuş büyüklüğünde, otuz renkli ve otuz kuşun alametini taşıdığı için "otuz kuş-otuz renk" anlamına geliyor Simurg.
Yitik cennet elbet bir gün bulunacaktır; ama oraların özlemi hiç bir dem bitmeyecektir. Ait olduğumuz evrensel boyuta ulaştığımız anda varoluş çiçekleri göğerecektir.
İlk ilke Simurg'dur (3)
Buna insanlık idesi, ilk akıl, ilahi sır da denir ki bu ele alınan insanın, çeşitli özelliklerini kapsar. Mükemmel insan evrenin ruhu, evrende onun suretidir. Onun için evrene en büyük insan ismi verilmiştir.
Yeryüzü sürgünü bizi arındıracak. Ateş le imtihanımız ise donanımlarımızı çeşitli boyutlara hazırlayacaktır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki akislerden ibarettir. Madde alem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre yok, Hakka göre vardır. Varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve bir hayaldir.
Yokluğunda var olan
Varlıkta bilmez ademi (Mahvî) (4)
Kendini gerçekleştiremeyen acaba varlığın hangi oluşumunda yer alacaktır. "
Ben kendimin şerhiyim" (Sh 37) ifadesini dilimizle söylediğimizde bunun olumlamasını neyle yapacağız. "
Suçluyu mutlaka bulacaklar." (Sh 29) Evet, suçlanan sorumluluğunu insan olma erdemini kaybedenler mutlaka bulunacaktır.
Kitabın kapağının içinde sislerle birlikte tarihin hem de çok öncelerinin sesleri duyuluyor. Veda'lar, Mezmur'lar, İsa, Yusuf, Süleyman'ın sözleri bize kültürümüzün kökenini bir daha hatırlatıyor. Yaşama bilgisi kaybolmuştur. Evrenin neresinde bulunursa elbet sahip çıkılacaktır. Nuh tufanıyla yıkanan dünyamız kuş resimleri ile tekrar dirilecektir. Şair çağırıyor;
"
Seni seni
İçimdeki dağ nergisi
Lekesizliğe çağır beni." (Sh 13)
Lekelendi yaşamımız hem de binlerce anlamsız kaygılarla. Her dem yenilenen çağrı nasılda unutturulmaya çalışılıyor öyle. Hayat ona dirilik veren fikirler ve sonsuzun sızısı. Sezai Karakoç'un:
"Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak
Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine." (5)
Çağrısına İsmail Karakurt, kitabına aldığı ilk şiirine gülle başlıyor. Dahası "
gülü içime atıp söyleşirim" (Sh 11) ifadesiyle bunu daha da güzelleştiriyor. Konuşmak beraber olmak için gül ne iyi bir imgedir. Sanki gül kokuları duyuyoruz bizi esrik kılan, "Gül Yetiştiren Adam"larımız olurdu bizim. Karanlığın hoyratlığına direnen, uzadıkça gece nihâyetinde gündüzün geleceğini etrafa fısıldayan nerde o insanlar. "
Kuşlar Süleyman?ı bekliyor" (Sh 35). Biz ise gül yetiştiren adamları.
Medeniyet tercihimiz bize devamlı kıyamet provaları yaptırıp durmakta; kendi aidiyetini sorgulayan insanımızın şarkısı her zaman değişik olmaktadır. Şiir ki nihayetinde;
"
Şiiri indir ruhum! kanın hikayesi uzamasın
uzamasın şiir
Şiir ki azgın bir kıyamet denemesi
son kuşatmanın telaşıyla
tutuşan kemiğimden çıkıp
yine görüneceğim camdan elbiselerle" (Sh 38)
demektedir.
ALİ BÜYÜKÇAPAR· İsmail Karakurt, Simurg (Şiirler) İst. 1992 M.E.B. Yayınları
· (YALNIZARDIÇ / 2, Kahramanmaraş)
DİPNOTLAR:
Sezai Karakoç, Şiirler II İst. 1978
Asaf Halet Çelebi, Om Mani Padme Hum
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü İst. 1991
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü İst. 1991
Sezai Karakoç. Şiirler IV ist. 1978
ss="data">
<$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi12:04:00rildi. |
Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/simurg-zerine.htmlnk">Devamı |
Kategori:
<$BlogItemTitle$Aşk Olsun ya da "Mahrem Mecazlar"*lass="text"><$BlogItemBody$>

"Sen yoğ isen
Aşk olmaz.
Ben ki tüterim âşikâr bir ağuda
Zehirli gömleğini giydiğim
Seni sevmek, kaç kez ölmektir?
Yüzyıllardır bir çığ altında."
Güne böyle başlamak! Bir dostla, bir dostun kalbimi götüren dizeleriyle. Belleğimdeki hatıralar atlasına "karlı günlerin ışıltısıyla" dokunan bu sesin arkasında, sıcak, zarif ve 'hışırtılı' bir kalp var... 'Yayla çiçekleri'nin dilini çözüyor, kerametle... Gönlü engin bir sevgi duasıyla 'esrik'; 'şakayık'tan güllere, 'üveyik' kanatlarından 'küheylan' yelelerine aşkı meşk eden bir 'bozkır dervişi'... İçinde durmayıp taşan semavî bir coşku, mevsimlerin şahı 'nisan'lara 'can suyu' veriyor. Daha doğrusu, her gün ruhumuzu karartan modern hayat endişelerimize o biricik 'sabâ' vezniyle yani aşkla huzuru getiriyor... Ah! O nazenin şiir. Ve şiire kendini adamış, dil burcunda süzülen bir anka... Geliyor ve dünyamıza aşkı, aşkın sahifelerini bırakıyor. Gezdiği, gördüğü, dokunduğu yere bir 'sürme' çekiyor. Aşkın sürmesini. Çiçeklerle sözcüklerin, çiğ tanesiyle erguvanların mahbûb 'delimeşk'lerini anlatıyor.
İçimizde köpürüp çağlayan o asûde ırmağın sesini, yani o gönül ateşinin ilâhîlerle taşan ve âyine dönüşen 'canhû'larını, bir 'yürek kipi'yle, bir 'nisan yağmuru'yla ya da bir rüya içtenliğiyle gönül eşiğimizden duyuruyor bize.
Sesi ne kadar derin, damarı ne kadar köklü. Şair ki, ne çekiyorsa 'sevgi'den çekiyor.
"Aşk olsun efendim
Dinmeyen bir şey var içimde
Can dökerim ışığının fitiline
Güllerine can suyu
Gönlüm ki, yanında semâzen şelâle
Uzağında devrik sah
Ah! Bütün dağlar sakayık-Şirin
Külüngünle var isen, aşk olsun!"
Hayatın çalkantısından odlara çeken insanı, bu nasıl bir aşk? Bu yürüyen bakışlar nasıl bir şey? Bu 'gülümseme' şiirden mi, şiirin aşkı tutuşturan fitilinden mi? En iyisini şair bilir, en muhkemini o söyler. O susarsa 'dağ kekikleri' küskün, o susarsa güller kan, gönül yara olur.
"Ah
Işık sürmesi, ah biricik sevgili
Sabah ediyor beni inceliğiniz
Dilimin sahifelerinden
Aşk ederim ben de, aşk olsun!"
Aşk olsun dostum; aşk olsun, İsmail Karakurt.
Seni okumayan gönülde boşluk, seni duymayan kalpler yetim. Tebrik ederim, teşekkür ederim. Beni gönendiren şiirine AŞK OLSUN!
Mehmet S. Fidancı
(*) Mahrem Mecazlar (şiir) İsmail Karakurt, Hece Yayınlan, Ank. Tel: 0. 3124196913
( Muhalif, 18-25 Mart 2000 / Sayı: 9 )
ss="data">
<$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi22:33:00rildi. |
Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/ak-olsun-ya-da-mahrem-mecazlar.htmlnk">Devamı |
Kategori: