Nar Çiçeğini Görünce Ben

Nar çiçeğini görünce ben
Gökyüzünde olurum anne.
Nar çiçeğini görünce ben
Yeryüzü olurum anne!..


İSMAİL KARAKURT

YANKI
PÖRÇÜK BİLGİ
İLETİŞİM
ismailkarakurt@gmail.com
YENİ YAZILAR
LİNKLER
MÜZİK




....

ARŞİV

<$BlogItemTitle$Lekesiz Dağ Nergisilass="text"><$BlogItemBody$>

Bitti, çağır beni
Su sesli, hem tütsü hem zehir
Sararmış kitapların
Tozlu nesnelerin arasından
Uzak, ıssız bir yere
Lekesizliğe!

Dağlara dağlara bakma
İçimdeki dağ nergisi
Sensizliğe ısınamam üşürüm
Savur kara gözlü güvercinlerini
Savur bahar ile.

Ah küçük sevgili, ah dili yok
Lekesiz bir resim gibi yapıştırdım
Yüreğimin defterine seni
Yüzünü kopardım kırlardan
Yeni açan çiçeklerden
Yüzüne bak!

İç çekişleri ve fısıltıları taze tut
Ağır çatısı altında güneşin
Al götür, eşsiz ve ebedî rüzgârınla
Al bu ruhu yorumla
Bu kımıltısız ruhu.
Ruhunun
Işıldayan, güzel bahçesinde.

Seni seni
İçimdeki dağ nergisi
Lekesizliğe çağır beni
Anla ki ben ne çok yaralandım
Yaşamak denen bu dumanlı çalkantıda
Nasıl olsa ölümü seçeceğim bir gün
Hiçbir şey eskitmiyor ölümü...
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi20:58:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2006/05/lekesiz-da-nergisi.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$Yeşilin Dönüşülass="text"><$BlogItemBody$>
myspace

ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi21:55:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2006/01/yeilin-dn.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$Yozgat Güzellemesilass="text"><$BlogItemBody$>
Bilhassa Adil Arslan,
Ethem Baran
ve Abbas Sayar için!..

Karın adresi burada uzun
Ölümü kuşatır yüzün
Yüreği bütüne ne ki hüzün
Bozkır, rüzgâr ve uzakta.

Ayva sararır, nar çatlar
Her kuş yuvasına uçar
İnsan bir mızıka kadar
Seslenir ve gider kaderiyle.

Bilesi de, kozadakini bilesi
Elleri tütün sarısı, çamlık nesi
"Yozgat?ın ortası saat kulesi"
Çanın nefesi üst üste vaktinde.

Gurbet nere, yol nereye ayrılmış
Çocukluktan ne kalmış
Sıla hazzını ezbere almış
Ruhuna ve gövdeye dolan.

Ne ileri, ne az berisi bahane
Uzuyor gök kubbesi sade
Sürmede, sürmelide
Rüya uçurtması güzeli.

Al yemenisi, sarı yazması
Çiğ düşmesi, kaş çeğmesi
Kızların yufka açması
Naz ile bozok şehrinde.
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi22:16:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/12/yozgat-gzellemesi.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$Çürüme Derslerilass="text"><$BlogItemBody$>
Her şey çürüyor. Çıt yok.
Tabiata ya da zihninin kıvrımları (derinlikleri, karanlığı) arasında keşfe çıkan şair de.
?
Bilmem, unutmanın kefareti mi?
KAÇ MEVSİM devam edecek bu çürüme?
Geldi geçti bahar
Bahar dediğin deli çiçek..
Yaz dediğin elma kokusu, sarı ekin, harman..
Güz dediğin yığın yığın yaprak..
Kış kaldı bir.
Gecenin bahçesi kar ışıltısı. Kar sesi. Kar kokusu. Karlı her şey..
Her şey çürüyor!
At, rüzgârdan ürken yaprak gibi,
Rüzgâr, ölümü eskitemiyor..
Ölüm
"çürümek için gidiyor uzaklara"
Her şey çürüyor!
Duvarlar, balkonlar, pencereler? Çocukluk bisikletinin pedallarını döndüren ayaklar da çürüyor.
Anladım, keder siyah bir çürüme, tükeniş de öyle.

"Kule"den Yeats'le sesleniyorum:

"Artık sağaltacağım ruhumu
Araştırmalara girişip
Bilimsel bir kurumda.
Ta ki bedenin çöküşü
Kanın yavaş yavaş pıhtılaşması,
Bilincimizin hırçın yitişi,
Şu rezil çürüyüşümüz,
Başımıza gelen belalar,
(Dostlarımızın ölümü
Ya da her parlak gözün ölümü
Soluğun bir an kesilmesi.)
Görünsün gökteki bulutlar gibi?"
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi11:49:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/rme-dersleri.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$Müzik Sûrete Çok Güneşlass="text"><$BlogItemBody$>

Her şeyin bir ucu var
Bir de yorumu




a.

İşte
Sulara inmiş güneş
Çizip duruyor seni beni
Çizip duruyor yazılmamış
Koparılmamış gök çiçek gibi
Ruhumu söken müzikle.

Sûrete güneş döner
Bu zehirden müziğe çok güneş
Çok bahar, çok rüzgâr, çok hışırtı.

b.

Bir tüy gibi geçiyor se
Ellerinde kement
Bir tüy gibi
Uğultular içinde
Harflerin, çocukların ve kaburga kemiklerimin
Arasından
Ahu gözlerle.

Ey kaderime bir kader işareti düşüren
Yüzyıl kadar uzak
Yüzyıl kadar yakın özlemlerle
Kâh dağılan, kâh yekpâre bir ruh olarak

Gecelerde ve gündüzlerde
İçinin kışkırtıcı dağını seyredip
Senden başka kim var
Kim var
Güzelliğin bıçağına
Ellerini kestiren kadınlardan şimdi.

c.

Yüreği
Burçlar müziğine baygın
Yüzleri fecre çoğalan
Küçük kızlar gibi
Güneşi kikirdeyip
Gözleri kamaştırıyorsun yüzyıl ötelerden..

Gözlerinin kulelerinde ben
Gömülüyorum erguvan küllerine
Dünya yine kendi halinde.

/Ne sözler dökülür
Ne çağıltılı güzellikler
O suları gören
O müziği duyan güneşlerden
Kırılan ellerime
Pası açılmamış dilime.../

d.
????????

Bana ne kaldı bu saatlerden
Belli belirsiz adresler
Mağlubiyet

Sisli camlara bakmak taşrada
Küçük bir yağmur masalından başka.
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi23:26:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/mzik-srete-ok-gne.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$YOLCUlass="text"><$BlogItemBody$>
Bak yolda ben kaldım sadece
Kabul ettim sulara ateş atmanın suçunu
Sulara ve küçük kızlara.

Yolcuyum, sana gülümser, seninle
Bölüşürüm ekmeğimi, rüyalarımı, adresimi
Tenha güzelliğin bir veda uçurumu kadar
Tehlikeli? Peygamber çiçeğiyle süsle beni.

Yolcuyum, küçük bir tebessüm
Küçük kız? yürürüm!
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi12:26:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/yolcu.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$*SİMURG ÜZERİNElass="text"><$BlogItemBody$>
Şiire evet olumluyor hayatın kendisini bu ifadem. Baharda müsbeti çoğaltarak aş­kın kandilini yakmak... Sonra dönüpte yağ­murlarla sırılsıklam başını öne eğip gözle­rinin dervişiyim diyerek, fısıldayabilmek.
Uzun soluklar, belki evrenin ilk ılık nefesi gerek. Katı mekanın gerçekliğini zamanın sislerini dağıtan, sözü karşılamak ona merhabalar demek için :

Günaydın bana geri gelen şiir
Bana geri gelen anıt
Bana geri gelen kalbim
Bana geri gelen kalbimin ay ışığı (1)

Kalbimiz harflerle. Önce söz vardı sonra da söz olacaktır. Kaosların sözle yı­kanması evreni ve içindekileri varkılmamış ki.

Seni bir kere tanıdıktan sonra
Yaşamak acısını da tanıdım
Bu acıyı beraber tadalım mâra (2)

Hayat, varlık, değerler, semboller, imlerin dünyası, pandoranın kutusu ne çıka­cak acaba bu defasında! Kendinin farkına varan insan nasıl seslenecek, siteyi nasıl kuracak. Taş taş üstüne konularak yapılan erdemin şan neyle inşa edilecek.
Söz şairindir,

"ve geceyi çizen şiir dağılmakta
bak! işte şair
ellerin dolu (n) ay
gibi düşüyor, aşkla
söz kuşlarının üstüne
bolüne devrile"
(Sh. 43) Kuş imleri İsmail Karakurt'ta Simurg'a dönüşüyor. Rivayete göre Kaf dağında yaşadığı varsa­yılan uzun boylu, tüyleri renkli, yüzü in­san yüzüne benzeyen, çok yükseklerde uçan, yere konmayan, adı var kendi yok bir kuş. Otuz kuş büyüklüğünde, otuz renkli ve otuz kuşun alametini taşıdığı için "otuz kuş-otuz renk" anlamına geliyor Simurg.
Yitik cennet elbet bir gün bulunacak­tır; ama oraların özlemi hiç bir dem bit­meyecektir. Ait olduğumuz evrensel boyuta ulaştığımız anda varoluş çiçekleri göğerecektir.
İlk ilke Simurg'dur (3)
Buna insanlık idesi, ilk akıl, ilahi sır da denir ki bu ele alınan insanın, çeşitli özelliklerini kapsar. Mükemmel insan ev­renin ruhu, evrende onun suretidir. Onun için evrene en büyük insan ismi veril­miştir.
Yeryüzü sürgünü bizi arındıracak. Ateş le imtihanımız ise donanımlarımızı çeşitli boyutlara hazırlayacaktır. Hak yokluk ay­nasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yok­luk aynasındaki akislerden ibarettir. Madde alem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre yok, Hakka göre vardır. Varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve bir hayaldir.


Yokluğunda var olan
Varlıkta bilmez ademi (Mahvî) (4)

Kendini gerçekleştiremeyen acaba var­lığın hangi oluşumunda yer alacaktır. "Ben kendimin şerhiyim" (Sh 37) ifadesini dilimizle söylediğimizde bunun olumlamasını neyle yapacağız. "Suçluyu mutlaka bulacaklar." (Sh 29) Evet, suçlanan sorumlu­luğunu insan olma erdemini kaybedenler mutlaka bulunacaktır.
Kitabın kapağının içinde sislerle bir­likte tarihin hem de çok öncelerinin sesleri duyuluyor. Veda'lar, Mezmur'lar, İsa, Yu­suf, Süleyman'ın sözleri bize kültürümüzün kökenini bir daha hatırlatıyor. Yaşama bil­gisi kaybolmuştur. Evrenin neresinde bulu­nursa elbet sahip çıkılacaktır. Nuh tufanıy­la yıkanan dünyamız kuş resimleri ile tek­rar dirilecektir. Şair çağırıyor;

"Seni seni
İçimdeki dağ nergisi
Lekesizliğe çağır beni
." (Sh 13)

Lekelendi yaşamımız hem de binlerce anlamsız kaygılarla. Her dem yenilenen çağ­rı nasılda unutturulmaya çalışılıyor öyle. Hayat ona dirilik veren fikirler ve sonsu­zun sızısı. Sezai Karakoç'un:

"Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak
Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine." (5)

Çağrısına İsmail Karakurt, kitabına aldığı ilk şiirine gülle başlıyor. Dahası "gülü içi­me atıp söyleşirim" (Sh 11) ifadesiyle bunu daha da güzelleştiriyor. Konuşmak beraber olmak için gül ne iyi bir imgedir. Sanki gül kokuları duyuyoruz bizi esrik kılan, "Gül Yetiştiren Adam"larımız olurdu bizim. Karanlığın hoyratlığına direnen, uzadıkça gece nihâyetinde gündüzün geleceğini etra­fa fısıldayan nerde o insanlar. "Kuşlar Sü­leyman?ı bekliyor" (Sh 35). Biz ise gül yetiştiren adamları.
Medeniyet tercihimiz bize devamlı kı­yamet provaları yaptırıp durmakta; kendi aidiyetini sorgulayan insanımızın şarkısı her zaman değişik olmaktadır. Şiir ki ni­hayetinde;

"Şiiri indir ruhum! kanın hikayesi uzamasın
uzamasın şiir
Şiir ki azgın bir kıyamet denemesi
son kuşatmanın telaşıyla
tutuşan kemiğimden çıkıp
yine görüneceğim camdan elbiselerle
" (Sh 38)

demektedir.

ALİ BÜYÜKÇAPAR

· İsmail Karakurt, Simurg (Şiirler) İst. 1992 M.E.B. Yayınları
· (YALNIZARDIÇ / 2, Kahramanmaraş)

DİPNOTLAR:

Sezai Karakoç, Şiirler II İst. 1978
Asaf Halet Çelebi, Om Mani Padme Hum
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü İst. 1991
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü İst. 1991
Sezai Karakoç. Şiirler IV ist. 1978
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi12:04:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/simurg-zerine.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemTitle$Aşk Olsun ya da "Mahrem Mecazlar"*lass="text"><$BlogItemBody$>
"Sen yoğ isen
Aşk olmaz.
Ben ki tüterim âşikâr bir ağuda
Zehirli gömleğini giydiğim
Seni sevmek, kaç kez ölmektir?
Yüzyıllardır bir çığ altında."

Güne böyle başlamak! Bir dostla, bir dos­tun kalbimi götüren dizeleriyle. Belleğimdeki hatıralar atlasına "karlı günlerin ışıltısıyla" dokunan bu sesin arkasında, sıcak, zarif ve 'hışırtılı' bir kalp var... 'Yayla çiçekleri'nin dilini çözüyor, kerametle... Gönlü engin bir sevgi duasıyla 'esrik'; 'şakayık'tan güllere, 'üveyik' kanatlarından 'küheylan' yelelerine aşkı meşk eden bir 'bozkır dervişi'... İçinde durmayıp taşan semavî bir coşku, mevsim­lerin şahı 'nisan'lara 'can suyu' veriyor. Daha doğrusu, her gün ruhumuzu karartan modern hayat endişelerimize o biricik 'sabâ' vezniyle yani aşkla huzuru getiriyor... Ah! O nazenin şiir. Ve şiire kendini adamış, dil burcunda süzülen bir anka... Geliyor ve dünyamıza aşkı, aşkın sahifelerini bırakıyor. Gezdiği, gördüğü, dokunduğu yere bir 'sürme' çekiyor. Aşkın sürmesini. Çiçeklerle sözcüklerin, çiğ tanesiyle erguvanların mahbûb 'delimeşk'lerini anlatıy­or.
İçimizde köpürüp çağlayan o asûde ırmağın sesini, yani o gönül ateşinin ilâhîlerle taşan ve âyine dönüşen 'canhû'larını, bir 'yürek kipi'yle, bir 'nisan yağmuru'yla ya da bir rüya içtenliğiyle gönül eşiğimizden duyu­ruyor bize.
Sesi ne kadar derin, damarı ne kadar köklü. Şair ki, ne çekiyorsa 'sevgi'den çekiyor.

"Aşk olsun efendim
Dinmeyen bir şey var içimde
Can dökerim ışığının fitiline
Güllerine can suyu
Gönlüm ki, yanında semâzen şelâle
Uzağında devrik sah
Ah! Bütün dağlar sakayık-Şirin
Külüngünle var isen, aşk olsun!"

Hayatın çalkantısından odlara çeken insanı, bu nasıl bir aşk? Bu yürüyen bakışlar nasıl bir şey? Bu 'gülümseme' şiirden mi, şiirin aşkı tutuşturan fitilinden mi? En iyisini şair bilir, en muhkemini o söyler. O susarsa 'dağ kekik­leri' küskün, o susarsa güller kan, gönül yara olur.

"Ah
Işık sürmesi, ah biricik sevgili
Sabah ediyor beni inceliğiniz
Dilimin sahifelerinden
Aşk ederim ben de, aşk olsun!"

Aşk olsun dostum; aşk olsun, İsmail Karakurt.
Seni okumayan gönülde boşluk, seni duy­mayan kalpler yetim. Tebrik ederim, teşekkür ederim. Beni gönendiren şiirine AŞK OLSUN!

Mehmet S. Fidancı

(*) Mahrem Mecazlar (şiir) İsmail Karakurt, Hece Yayınlan, Ank. Tel: 0. 3124196913
( Muhalif, 18-25 Mart 2000 / Sayı: 9 )
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi22:33:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/ak-olsun-ya-da-mahrem-mecazlar.htmlnk">Devamı | Kategori: