Nar Çiçeğini Görünce Ben

Nar çiçeğini görünce ben
Gökyüzünde olurum anne.
Nar çiçeğini görünce ben
Yeryüzü olurum anne!..


İSMAİL KARAKURT

YANKI
PÖRÇÜK BİLGİ
İLETİŞİM
ismailkarakurt@gmail.com
YENİ YAZILAR
LİNKLER
MÜZİK




....
ŞİMDİ
İstanbul'dayım!..
İÇ ODA
Scrivi ciò che vuoi
SAAT
SON YORUMLAR
    logItemCommentlogItemCommentBlogItemCommenger>
membri
<$BlogMembers$>
FOTOĞRAF
<$BlogRecentPhotos$>
bottoni
<$BlogButtons$>
<$BlogFeeds$>
SON YORUMLAR
Varie
Adesivi
Adesivi

Müzik
Kontör
DEFTER
Destek

@ Mecazz & Blogger

<$BlogItemTitle$DİLSİZlass="text"><$BlogItemBody$>
Ben böyle yalnız ve uzak!
"Kışkırtıcı yaprak!.." şehirler, fırtınalar, güzel çocukların sesi.. Uğulduyor her şey. Hışırtılar çıkararak içimin hatıra kağıtlarını yırtıyor durmadan.Kayıyor suların yüzündeki tahta parçaları gibi zaman kırıntıları.
Titriyorum. Tanrım! Öteki gelecek.
Belki de son kez olacaktı bu görüşmemiz, bu konuşmamız, bu iki ruhun yakın­lığı ve uzaklığı.
İçimizin bahçeleri sonsuz ışıyacaktı ve öyle kalacaktı belki de
"Gelsin" dedim.
Odada kimsecikler yoktu. Sadece ben vardım.
Ve onu bekliyordum.
/Münzevi hayatımdan beni dışarı -dünyaya- bu odadan bir pencere olmalıydı çe­kip çıkaran. Kapılar kapalı.Görünen hep kırmızı çatılar ve gökyüzüydü. Karşımda duran süre ve mesafeydi... Süre ve mesafe.Dünya ironisi! Küf ve yağmur müziği.
Benim yaşadığım kendi masalımdan başka neydi?
Hayatın uçuşan, kaygan, belirsiz kokuları arasında, bu duyarsızlıkta, neydi?
Korkunç. Çok korkunç olan. Dönen, değişen, kıran, kırılan, eğilen, eğilmeyen, döven, seven, sevilen, hor­layan, horlanan, acıyan, acınan, bakan, seyreden, gören, görmeyen... kör, sağır, dilsiz... Neydi soran, sorulan Tanrım? Neydi İNSAN?/
Ve onu bekliyordum.
Geldi. Derin ırmakları beraberinde gülümseyerek geldi. Gelişi bir deprem! Tam o sıra, işte, eşikte bir kez daha karşı karşıya. Mahcup ve lekesiz varlığıyla, utandı o. Kızardı. Kızaran yüzünü önüne eğdi. Fakat nazenin bir gülümsemeyle arada bir bakış oklarını fırlatıyordu yüzüme, yüzümden yüreğime...
"O ne bakışlardı bağışlanan ya rabbi?"
Kalbi, göğüs kafesinden dışarı fırlamaya zorlayan, ne dehşet bakışlardı. Kalbim, sıcak toprağa yeni belenmiş bir çocuk gibi tepiniyordu. Gözlerimde baygın, umutsuz, acılı bir ifade. Uğultusu bu­ğulu gözlerimden yansıyordu kalbimin. Güneşin dallarından çığlığı koparıyordu kuşlar.Kopuyordu tufan.
Oysa sessizdi, dilsizdi her şey, dilsizdi o!
Dilsizliğe yenildim ben de
Konuşamadım.
İçimin karanlık aynasına bakıyordu o göz, som ışıktan ve parıltıdan. Uzun uzun konuşacaktım onunla ruhumun baygınlığında. Bağlanma ve unutulmazlıktan bahsedecektim, yaşamak'tan... Sevgi yaşatıyor bizi diyecektim. Hayat onun için devam ediyor diyecektim. -Ne yazık ki- ne o, ne de diğeri. Hiç bir şey. Hiç biri.
Bir şeyler, ah bir şeyler? Dilim lâl oldu.
Konuşamadım.
O da şaşkın ve baygın bir hazla, yüzüme bakıyordu artık. Ruhumu öpüyordu son kez, kaderimi...
Titreşiyordu hayat ipek sesinin ritmiyle.
"Bunu mutlaka okumalısın" diyebildim birden.
Arkası gelmedi. Ellerim titreyerek üzerinde hiçbir yazı bulunmayan kitabı uzattım ona. Biraz bekledim. Biraz daha bekledim. Biraz daha. Uçuyordu ayaklarımın altından yer.
Ben giderim. Kayıp bakışlarla giderim. Günün birinde mutlaka giderim. O müthiş keskin koku ve uğultular çıkaran o gül, o süren ruh olmayacaktı bir daha hayatımda. Bu gidi­şin ve bitişin vedaı olmayacak bir daha.
Bir daha. Bir daha...
Baktım sessizliğin dağına kelimelerle bir iki kazma atacak Ferhat gücü bula­mayınca kendimde, sadece dudaklarımın arasından bir fısıltı gibi "Gidebilirsin" uçuştu.
Gitti.
Hiçbir şey demeden gitti. Ben kala kaldım, ayakta, halsiz ve çaresiz?
ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi22:41:00rildi. | Permalink |
<$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/10/dilsiz.htmlnk">Devamı | Kategori:

<$BlogItemCommen0

<$BlogItemCreateYorum GönderRL$>"> ~ http://simurgan.blogspot.com/ dön