|
<$Simurga>
| |||||||||||||
|
YANKI
PÖRÇÜK BİLGİ
İLETİŞİM
YENİ YAZILAR
LİNKLER
MÜZİK
....
ŞİMDİ
İÇ ODA
Scrivi ciò che vuoi
SAAT
SON YORUMLAR
membri
<$BlogMembers$>
FOTOĞRAF
bottoni
<$BlogFeeds$> SON YORUMLAR
Varie
Adesivi
Adesivi
![]() Müzik
Kontör
DEFTER
Destek
@ Mecazz & Blogger |
<$BlogItemTitle$*SİMURG ÜZERİNElass="text"><$BlogItemBody$>
Şiire evet olumluyor hayatın kendisini bu ifadem. Baharda müsbeti çoğaltarak aşkın kandilini yakmak... Sonra dönüpte yağmurlarla sırılsıklam başını öne eğip gözlerinin dervişiyim diyerek, fısıldayabilmek.Uzun soluklar, belki evrenin ilk ılık nefesi gerek. Katı mekanın gerçekliğini zamanın sislerini dağıtan, sözü karşılamak ona merhabalar demek için : Günaydın bana geri gelen şiir Bana geri gelen anıt Bana geri gelen kalbim Bana geri gelen kalbimin ay ışığı (1) Kalbimiz harflerle. Önce söz vardı sonra da söz olacaktır. Kaosların sözle yıkanması evreni ve içindekileri varkılmamış ki. Seni bir kere tanıdıktan sonra Yaşamak acısını da tanıdım Bu acıyı beraber tadalım mâra (2) Hayat, varlık, değerler, semboller, imlerin dünyası, pandoranın kutusu ne çıkacak acaba bu defasında! Kendinin farkına varan insan nasıl seslenecek, siteyi nasıl kuracak. Taş taş üstüne konularak yapılan erdemin şan neyle inşa edilecek. Söz şairindir, "ve geceyi çizen şiir dağılmakta bak! işte şair ellerin dolu (n) ay gibi düşüyor, aşkla söz kuşlarının üstüne bolüne devrile" (Sh. 43) Kuş imleri İsmail Karakurt'ta Simurg'a dönüşüyor. Rivayete göre Kaf dağında yaşadığı varsayılan uzun boylu, tüyleri renkli, yüzü insan yüzüne benzeyen, çok yükseklerde uçan, yere konmayan, adı var kendi yok bir kuş. Otuz kuş büyüklüğünde, otuz renkli ve otuz kuşun alametini taşıdığı için "otuz kuş-otuz renk" anlamına geliyor Simurg. Yitik cennet elbet bir gün bulunacaktır; ama oraların özlemi hiç bir dem bitmeyecektir. Ait olduğumuz evrensel boyuta ulaştığımız anda varoluş çiçekleri göğerecektir. İlk ilke Simurg'dur (3) Buna insanlık idesi, ilk akıl, ilahi sır da denir ki bu ele alınan insanın, çeşitli özelliklerini kapsar. Mükemmel insan evrenin ruhu, evrende onun suretidir. Onun için evrene en büyük insan ismi verilmiştir. Yeryüzü sürgünü bizi arındıracak. Ateş le imtihanımız ise donanımlarımızı çeşitli boyutlara hazırlayacaktır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki akislerden ibarettir. Madde alem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre yok, Hakka göre vardır. Varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve bir hayaldir. Yokluğunda var olan Varlıkta bilmez ademi (Mahvî) (4) Kendini gerçekleştiremeyen acaba varlığın hangi oluşumunda yer alacaktır. "Ben kendimin şerhiyim" (Sh 37) ifadesini dilimizle söylediğimizde bunun olumlamasını neyle yapacağız. "Suçluyu mutlaka bulacaklar." (Sh 29) Evet, suçlanan sorumluluğunu insan olma erdemini kaybedenler mutlaka bulunacaktır. Kitabın kapağının içinde sislerle birlikte tarihin hem de çok öncelerinin sesleri duyuluyor. Veda'lar, Mezmur'lar, İsa, Yusuf, Süleyman'ın sözleri bize kültürümüzün kökenini bir daha hatırlatıyor. Yaşama bilgisi kaybolmuştur. Evrenin neresinde bulunursa elbet sahip çıkılacaktır. Nuh tufanıyla yıkanan dünyamız kuş resimleri ile tekrar dirilecektir. Şair çağırıyor; "Seni seni İçimdeki dağ nergisi Lekesizliğe çağır beni." (Sh 13) Lekelendi yaşamımız hem de binlerce anlamsız kaygılarla. Her dem yenilenen çağrı nasılda unutturulmaya çalışılıyor öyle. Hayat ona dirilik veren fikirler ve sonsuzun sızısı. Sezai Karakoç'un: "Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine." (5) Çağrısına İsmail Karakurt, kitabına aldığı ilk şiirine gülle başlıyor. Dahası "gülü içime atıp söyleşirim" (Sh 11) ifadesiyle bunu daha da güzelleştiriyor. Konuşmak beraber olmak için gül ne iyi bir imgedir. Sanki gül kokuları duyuyoruz bizi esrik kılan, "Gül Yetiştiren Adam"larımız olurdu bizim. Karanlığın hoyratlığına direnen, uzadıkça gece nihâyetinde gündüzün geleceğini etrafa fısıldayan nerde o insanlar. "Kuşlar Süleyman?ı bekliyor" (Sh 35). Biz ise gül yetiştiren adamları. Medeniyet tercihimiz bize devamlı kıyamet provaları yaptırıp durmakta; kendi aidiyetini sorgulayan insanımızın şarkısı her zaman değişik olmaktadır. Şiir ki nihayetinde; "Şiiri indir ruhum! kanın hikayesi uzamasın uzamasın şiir Şiir ki azgın bir kıyamet denemesi son kuşatmanın telaşıyla tutuşan kemiğimden çıkıp yine görüneceğim camdan elbiselerle" (Sh 38) demektedir. ALİ BÜYÜKÇAPAR · İsmail Karakurt, Simurg (Şiirler) İst. 1992 M.E.B. Yayınları · (YALNIZARDIÇ / 2, Kahramanmaraş) DİPNOTLAR: Sezai Karakoç, Şiirler II İst. 1978 Asaf Halet Çelebi, Om Mani Padme Hum Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü İst. 1991 Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü İst. 1991 Sezai Karakoç. Şiirler IV ist. 1978ss="data"> <$BlogItemAuthorMecazzogItemDateTi12:04:00rildi. | Permalink | <$BlogItemControgItemPermalhttp://simurgan.blogspot.com/2005/11/simurg-zerine.htmlnk">Devamı | Kategori: <$BlogItemCommen0
|
||||||||||||